Pages

5 Ağustos 2011 Cuma

İlk mimlendiğim zaman yazdığım öyküm

Gökyüzüne baktım, yaşadığım o en güzel anıları net bir şekilde hatırlamaya çalışarak. Evet, buna ihtiyacım vardı aksi halde umutsuzluğun, üzüntünün, acının, çaresizliğin pençelerine düşmekten kendimi alıkoyamazdım.

Yıllar önceki o unutulmaz anı dün yaşanmış gibi hatırlıyordum. Güzel bir anı... Saf bir anı -kırıntısı-..

Elimi tuttuğun o gün, ellerinde sıcaklığı, samimiyeti, şefkati hissettiğim o gündü bu. Seni tanımıyordum ama bu duygular tanıdıktı sanki, "o an" tanıdıktı. Sanki hatırlayamadığım o rüyalarda hep bu anı yaşamıştım.

Dünya durmuştu, zaman durmuştu. Sadece gözlerime -hayır- aslında kalbime bakan gözlerin vardı ve sıcacık ellerin. "Annem!" diye hıçkırarak ağlamak istediğimi asla unutamam. Boynuna sarılıp beni evlat edinmenin bu küçücük yüreğime ne kadar büyük bir mutluluk verdiğini haykırarak ağlamak istedim. Milyonlarca mutluluk gözyaşı dökmek, seni defalarca öpmek için yanıp tutuştum. Ama yapamadım. Düşüncelerim, duygularım ve bütün vücudum kasıldı bir anda. Kaldıramadım bu kadar mutlu olmayı çünkü böylesini yaşamamıştım.
Oraya yığılıvermişim...

Gözlerimi açtığımda ise apaydınlıktı etraf, bir ışıltı vardı baktığım(gözlerin) yerde ve bir sıcaklık ellerimde(ellerin). Bir hemşire girdi odaya ve "Evinize gidebilirsiniz." dedi. Evimiz! Bir evim vardı artık, bir yuvam. Bu hayatımın miladıydı adeta. Hayatım o an o hastanede başlamıştı.

Sonra büyük bir heyecanla evime ilk adımımı atışım... Ardından hıçkırarak anneme sarılışım...

Oysa şimdi, uğruna hayatımı feda edebileceğim bir hayatı göz göre göre kaybediyordum. Tam da hayatımın başladığını kabul ettiğim bu hastanede. Bulutlu gökyüzüne bakarken acıdan, çaresizlikten ağlamamak için kendimi zor tutuyordum çünkü birazdan yanına gelecektim, o sıcacık ellerini tutup yorgun gözlerine bakacaktım. Yüreğim parçalanacaktı. Ve sen "Güzlü ol kızım, kader bu, olması gereken bu." diyecektin.
Kolay mı anne? Canımdan çok sevdiğim yegane insanın günden güne yok oluşunu izlemek kolay mı?!

Aklımda bu düşüncelerle girdim odaya. Acıdan kıvranıyordun. Bu manzarayı görmek  her defasında aynı etkiyi yaratıyordu, kalbime bir bıçak misali saplanıyordu anne. Kanım donuyordu, akmıyordu damarlarımdan. Bütün acılarını etimde hissediyordum. Canımda hissediyordum kıvranışlarını. Sessiz çığlıklarını duyuyordum. Sonra çığlıklar yükseliyordu dudaklarımdan "Anne! ANNE!!!". Ve hemşireler, doktorlar giriyordu odaya.

Ve sonra, her şey bitti. Tüm çığlıklar dindi. Kaos bitti. Yalnızca elektronik cihazdan sabit bir -bip- sesi yükselmeye başladı kulaklarımda.

Cehennem buydu. Sen gittin anne, beni öylece bırakıp gittin... Beni yaşamakla yükümlü kıldığın bu beş para etmez hayatı yaşamak zorunda bırakarak gittin. Ölürken çektiğin onca acıya rağmen, yüzünde hayatımda bu kadar güzelini görmediğim eşsiz bir gülümsemeyle bırakıp gittin.

Ve ellerini tuttum anne... Sıcacıktı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder